Kendime,
"Cemiyette bir söz var: Kalbim, kalbimi görene emanet."
Tutunmaya çalıştığım onlarca hayatın hangi köşesinde savruldum, hangi kırık sokak lambasının ışığında fark edilmeye çalıştım?
Cesaretsiz yaşamanın bedelini kendi adımla ödediğimi bilsem de bunun farkına varmam için 32 yıl geçmesi gerekti. Bazıları için geç, bazıları için erken; kime göre, neye göre? Olması gereken bu vakitmiş, bu kadar basitmiş.
Bugün bir veda yaşadık. Belki de benim adıma vedaların en ağırıydı… Aslında yalnızca bir vedadan ibaret değildi bu. Büyük içsel baskılardan, sürekli manipülasyona maruz kalmaktan, hak ettiğim değeri görmek uğruna verdiğim mücadelelerden; hepsinden birer birer ayrıldım.
Belki önümü gölgeleyen kara bulutlar vardı; belki de sevilmek için suladığım köklerin birer kurumuş umuda dönmesiydi beni engelleyen. Ama işte fark ettim, güneşe hep yanlış yerden, yanlış bir açıyla bakıyormuşum... Ve anladım ki bazı şeyler geri dönüşü olmayan yollardan geçmiş; düzeltmek için artık uygun değiller.
Bu yüzden ya her şeyi yıkıp büyük bir gürültüyle, yerle bir ederek yeniden başlayacaksın ya da sessizce vedalaşıp sakin bir huzurun tadına varacaksın.
Bildiğin yerde boğulmayı seçmek yerine, bilinmez yollardaki belirsizliğin içinde kaybolmak daha doğru, diye düşünüyorum.