Bazen “İyilik yap, denize at.” sözünün en ağır tarafı, denizin hiçbir şeyi geri getirmemesi değildir; insanın attığı iyiliğin kıyıya bambaşka bir yüzle vurmasıdır. Bir zamanlar iyi niyetin herkeste aynı karşılığı bulacağına inanırdım. Meğer iyilik, herkesin vicdanında aynı yankıyı bırakmıyormuş. Kimi minnet duyar, kimi alışkanlık edinir, kimi ise zayıflık sanır. Hayat bana en çok insanları öğretti. Bireysel olarak gelişmiş, kendini tanımış, olgun sandığım insanların başka aynalarda bambaşka yüzleriyle karşılaştım. Aynı insanın farklı ortamlarda değişen tavırları, sözcüklerinden daha yüksek sesle konuştu. O gün anladım ki insanlar her zaman oldukları gibi görünmez; bazen de göründükleri gibi değildirler. En güzel cümlelerin ardına en büyük hesaplar gizlenebilir. En samimi gülüşün içinde en derin mesafe saklı olabilir. Bu yüzden artık kimsenin anlattığı hikâyeye değil, yaşattığı gerçeğe inanıyorum. Çünkü karakter, konuşulan yerde değil; kimsenin görmediği anda ortaya çıkar. Hayat ise bütün bunlara rağmen durmuyor. Kırgınlıklarımızı omzumuza bırakıp akmaya devam ediyor. Biz hazır olsak da olmasak da zaman kendi yolunu çiziyor. Eskiden insanları değiştirmeye çalışırdım, şimdi ise onları oldukları gibi kabul etmeyi öğreniyorum. Herkes kendi yolunun yolcusu; ben de kendi yolumun. Belki de büyümek, başkalarının kim olduğunu çözmekten çok, kendi kimliğini kaybetmemektir. Ben, ben olana kadar birçok hayalimi, birçok beklentimi ve birçok yanılgımı geride bıraktım. Şimdi biliyorum ki en büyük gelişim, başkalarının maskelerini fark etmek değil; kendi yüzünü her şeye rağmen koruyabilmektir.
İyilik hala yapılmalı. Ama karşılık beklemek için değil; insanın kendi vicdanına yabancılaşmaması için. Çünkü günün sonunda insanı ayakta tutan, başkalarının nasıl davrandığı değil, kendisinin kim olarak kaldığıdır.