İnsan, hayatta en uzun yolu kendi içinde yürür. Dışarıdan bakıldığında geçen yıllar görünür, içeride ise biriken ağırlıklar. Zamanın iyileştirdiğine inanılan ne varsa, bazen yalnızca biçim değiştirir. Acı, hatıra olur. Hatıra, alışkanlık. Alışkanlık ise insanın karakteri sanılır. Böylece omuzda taşınan yük, bir süre sonra omzun kendisiymiş gibi kabul edilir.
İnsanın en büyük yanılgılarından biri, taşıyabildiği kadar güçlü olduğuna inanmasıdır. Oysa yük, uzun süre taşındığında kuvvetin değil, vazgeçemeyişin işaretine dönüşebilir. İnsan acıya da alışır. Öyle ki onu bıraktığında eksileceğini sanır. Yaralarıyla öylesine bütünleşir ki onları geride bırakmak, kendinden bir parçayı geride bırakmak gibi gelir. Çünkü hafıza, olup biteni saklayan bir sandık değildir. Eksik kalan her duyguyu bugüne çağıran görünmez bir eldir. Bu yüzden bazı insanlar çocukluktaki kırgınlıklarını bile kırk yaşında yaşamaya devam eder.
En derin kıyıcılık ise insanın kendine gösterdiği merhametsizlikte saklıdır. Başkalarının çoktan unuttuğu hataları yıllarca içinde taşır. Kimsenin sormadığı hesapları kendine sorar. Gece çöktüğünde, dünyanın sustuğu yerde, kendi içinde bitmeyen bir mahkeme kurar. Suçlayan da odur, yargılanan da. Cezayı veren de odur, yıllarca çeken de. İnsan bazen başkalarının yükü altında değil, kendi hükmünün ağırlığında yorulur.
Geleceğe yürüdüğünü sanırken geçmişini de yanında taşır. Yeni bir hayat kurmaya çalışır ama eski taşlarla. Sonra neden aynı duvarların önüne çıktığını anlayamaz. Oysa insanın yarını, yalnızca önüne baktığı yer değildir. Arkasında bırakabildiği kadar genişler.
Bulut da gökyüzünde öylece duruyor sanılır. Oysa kimse içinde ne kadar yağmur taşıdığını bilmez. Rüzgâr onu sürükler, güneş onu inceltir ama asıl ağırlığını kendi sessizliği taşır. Yağdığı gün herkes gökyüzüne bakar. Kimse o yağmurun ne kadar zamandır içinde biriktiğini düşünmez. İnsan da böyledir. Yorulduğu gün fark edilir. Oysa yorgunluk bir güne ait değildir. Nice suskunluğun, ertelenmiş vedanın ve söylenememiş sözün yıllar içinde ağırlaşmış hâlidir.
İnsan, belki de daha güçlü olmayı değil, omzundaki her yükün kendisine ait olmadığını ayırt edebilmeyi öğrenmelidir. Çünkü hayat, yük biriktirme sanatı değil, hangisini bırakacağını bilmektir. Bırakmak her zaman vazgeçmek değildir. Bazen insanın kendine gösterebileceği en büyük merhamettir.
Buluta yükü sorulmazmış. Belki de buluta benzeyen insanların da yükü sorulmaz. Çünkü bazı ağırlıklar anlatılarak değil, taşınarak anlaşılır. Ve bazı yağmurlar, yalnızca aynı göğün altında uzun süre beklemiş olanların kalbine düşer..