"Sen çok değerlisin."
Belki de çağımızın en çok tekrarlanan teselli cümlelerinden biri bu. Her insana, daha doğmadan üzerine giydirilmiş görünmez bir taç gibi sunuluyor. "Özelsin." "Bir tanesin." "Kimsenin seni değersiz hissettirmesine izin verme." "Sen her şeyin en iyisini hak ediyorsun."
Niyet güzel. Ama insan, bu kadar kolay teselli edilebilecek bir varlık değil. Çünkü insan noksandır. Bazen yetersizdir. Bazen yanlış yapar. Bazen reddedilir. Bazen başkasının hayatında sandığı kadar önemli değildir. Bazen bir odaya girer ve kimse onun gelişini önemsemez. Bazen bir işte başarısız olur, bir ilişkide kaybeder, bir dostluğun dışında kalır. Bazen bütün çabasına rağmen yetemez.
Ve belki de insan olmanın en ağır taraflarından biri budur. Kendimiz hakkında kurduğumuz büyük hikâyenin, hayat tarafından zaman zaman bozulması. Bize sürekli değerli olduğumuz söylendiğinde, bir süre sonra değeri bir hakka dönüştürüyoruz. Sanki dünya bize borçluymuş gibi.
Bizi herkes sevmeli.
Bizi herkes anlamalı.
Bize herkes saygı göstermeli.
Yaptığımız her şey görülmeli.
Başarımız takdir edilmeli.
Yok sayılmamalıyız.
Sonra hayat geliyor ve çok basit bir şey söylüyor:
Hayır.
Herkes seni sevmeyecek.
Herkes seni seçmeyecek.
Herkes senin yeteneğini fark etmeyecek.
Hatta bazen gerçekten yeterli olmayacaksın.
İşte insanın kendisiyle karşılaştığı yer tam da burası. Çünkü "değersiz hissetmek" ile "değersiz olmak" arasında büyük bir uçurum var. Bir insanın kendisini değersiz hissetmesi, onun değersiz olduğunu kanıtlamaz. Tıpkı kendisini çok değerli hissetmesinin, onu gerçekten üstün kılmadığı gibi. Belki de çağımızın yanılgılarından biri, iyi hissetmeyi iyi olmakla karıştırmak.
Kendimizi sürekli sevmek zorunda değiliz.
Bazen kendimizden hoşlanmayabiliriz.
Bir yanımızı değiştirmek isteyebiliriz.
Eksik olduğumuzu kabul edebiliriz.
Bunun adı kendine düşmanlık değildir. Bunun adı, insan olduğunu kabul etmektir. Çünkü insan biraz da eksikleriyle insandır. Bütün bu çelişkilerin ortasında yaşayan bir varlığa sürekli “Sen harikasın” demek, belki de onun en önemli gerçekle karşılaşmasını geciktiriyor:
Harika olmak zorunda değilsin.
Her zaman güçlü olmak zorunda değilsin.
Bazen sıradan olabilirsin.
Bazen yetersiz.
Bazen başarısız.
Bazen unutulmuş.
Belki gerçek özdeğer, insanın kendisini sürekli "çok değerli" hissetmesinde değil; değerli hissetmediği zamanlarda bile kendisini bütünüyle çöpe atmamasındadır. Çünkü insanın değeri, her gün aynı duyguda yaşanmaz.
Bugün kendini çok güçlü hissedersin. Yarın kırılırsın.
Bugün kendine inanırsın. Yarın kendinden şüphe edersin.
Bugün birinin gözünde dünyasındır. Yarın o dünyanın dışında kalırsın.
Bunların hiçbiri seni insan olmaktan çıkarmaz. Çünkü "Sen eksiksin. Ben de eksiğim. Bazen yetmeyeceğiz. Bazen kaybedeceğiz. Bazen kendimizi bile sevemeyeceğiz. Ama bütün bunlara rağmen kendimizden vazgeçmek zorunda değiliz."
Çünkü belki insanı değerli yapan şey kusursuzluğu değil, noksanlığıyla yaşamayı öğrenebilmesidir..