Bazı insanlar ev taşır.
Ben yıllardır içimde bavul taşıyorum.
Eski püskü bir bavul bu. Fermuarı bazen kapanmıyor. Çünkü içine fazla şey sığdırmaya çalıştım: yarım kalan konuşmalar, yanlış zamanda sevdiğim insanlar, bir daha asla dinlemem dediğim şarkılar, geceleri ansızın aklıma düşen kokular, çocukluğumdan kalma bir korku, büyümeye çalışırken küçülen bir cesaret…
İnsan büyüyor.
Boyu uzuyor, sesi değişiyor, sustukları çoğalıyor. Ama bazı yerleri büyümüyor insanın. Benim en çok kalbim küçük kaldı mesela. Hala bir şarkıya inanacak kadar saf, bir cümleye kırılacak kadar ince, bir “gel” kelimesine bavul hazırlayacak kadar çocuk.
Yıllardır kendimi yolculuk sanıyorum. Oysa ben biraz da bekleme salonuyum. İçimde sürekli bir anons geçiyor:
“Kaybettiğiniz umutlar danışmaya bırakılmıştır.”
Ben hep bir şeyleri geride bırakmaya çalışırken, geride bıraktıklarım beni takip etti. Bazı insanların ve bazı duyguların ayak sesi hiç dinmiyor çünkü. Özellikle gece olunca… Bir şarkının tam ortasında, otobüs camında kayan şehir ışıklarında, herkes bir yere yetişirken insan bazen kendine geç kalıyor.
Kırılmak da tuhaf şey. İlk başta sadece canın acıyor sanıyorsun. Sonra anlıyorsun ki kırılan yerlerinden başka biri doğuyor içine. Daha sessiz biri. Daha dikkatli. Gülmeden önce düşünen biri. Eskisi kadar inanmasa da yine de umut etmekten vazgeçemeyen biri…
Ben galiba en çok buna yeniliyorum:
İçimde hala her şeye rağmen çiçek sulayan bir taraf var.
Bir gün her şey düzelecek demiyorum artık. Çünkü hayatın bazı yerleri düzelmiyor. Ama insan bazı acıları taşımayı öğreniyor. Bavul ağır diye yolculuk bitmiyor. Sadece omuz değiştiriyorsun.
Şimdi geleceğe bakınca büyük mucizeler istemiyorum. Küçük ama gerçek şeyler istiyorum:
İçimi acıtmayan bir şarkı,
acele etmeyen bir insan,
kendimi açıklamak zorunda kalmadığım bir masa,
ve bir gün gerçekten “eve geldim” hissi…
Belki mutluluk dediğimiz şey de budur zaten.
İçindeki kalabalığın sonunda birbirine bağırmayı bırakması.
Ben hala gidiyorum.
Kendime doğru uzun bir yolculuktayım.
Ve ilk kez, bavulumdaki her şeyi taşımak zorunda olmadığımı öğreniyorum.
Dipnot gibi içimde kalan bir şey var sadece:
“Bazı insanlar giderken büyütür insanı, bazı şarkılar ise küçülttüğün kalbine sarılır… Ben ne zaman yorulsam, içimde bir yer sessizce ‘hep böyle kal’ diyor.”
— Hep Böyle Kal