İnsan, yaşarken her şeyin bir anlamı olmasını ister. Neden bazı yüklerin kendisine düştüğünü, neden bazı insanların erken gittiğini, neden bütün çabalarına rağmen kimi şeylere kavuşamadığını bilmek ister. Cevabını bulamadığı her sorunun etrafında biraz daha dolaşır. Oysa hayatın bazı hakikatleri, yaşanırken anlaşılmaz. İnsan kimi şeylerin içinden geçer, onlarla değişir, onlardan eksilir ya da onlarla olgunlaşır. Anlam, bazen yaşananın kendisinde değil, yıllar sonra insanın dönüştüğü yerde belirir.
Kaderin insan üzerindeki en derin etkisi belki de budur: Bizi yalnızca yaşadıklarımızla değil, yaşayamadıklarımızla da biçimlendirmesi. Kavuşamadığımız bir hayal, içimizde başka bir arayışın kapısını aralayabilir. Kaybettiğimiz bir şey, neye tutunduğumuzu öğretebilir. Geciktiğimizi sandığımız bir yol, bizi henüz hazır olmadığımız bir yükten korumuş olabilir. Elbette insan her acının ardında güzel bir hikâye bulmak zorunda değildir. Bazı kayıplar yalnızca kayıptır, bazı yaralar uzun süre sızlar. Fakat insanın, başına gelen her şeyin karşısında bütünüyle çaresiz olmadığını bilmesi de bir hakikattir.
Belki de kaderin sırrı, insana her şeyi önceden bildirmemesinde saklıdır. İnsan bilseydi, hangi acının kendisini büyüteceğini, hangi kaybın hayatını başka bir yöne çevireceğini, hangi bekleyişin onu kendisine yaklaştıracağını... Belki de yolun başında vazgeçerdi. Oysa hayat, bilinmezliğin içinde yürümeyi gerektirir..